ADALETİN EN KÜÇÜK VATANI: AİLE

101

“…Sana iyi davranmaları senin çocukların üzerindeki hakkındır, aynı şekilde çocuklar arasında adil davranman da onların senin üzerindeki hakkıdır.”

(Ebû Dâvûd, Buyû’, 86)

İyi kullar anlatılırken Furkan suresinde onların bir özelliğinden bahsediyor yüce Allah (c.c.)… “Ve onlar ki: ‘Ey Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl.’ derler. (Furkân, 25/74). Onlar göz aydınlığı evlatlar isterler… İşte Kur’an’da göz aydınlığı olarak tanımlanan çocuk; yuva için berekettir, nimettir, ilahi bir hediyedir. Dünya hayatının ziynetidir, süsüdür… (Kehf, 18/46)

Bir bebek doğunca bir anne ve bir baba da doğar, yepyeni bir hayat başlar. Bu yeni hayatın sınırsız sevinci, neşesi yanında hem anne babaya hem de evlada yüklediği sorumluluklar vardır. Bebeğin kulağına ezan okunur, ona güzel bir isim verilir, onun sevinci ile Rahman’a şükredilir ve akîka kurbanı kesilir. Hayatı boyunca bir emanet bilinci ile hareket edilir. Anne baba, evladına helal lokma yedirmek için çalışır, onun fizyolojik gelişiminden ahlaki gelişimine her şeyi ile titizlikle ilgilenir, dünyada ve ahirette iyilikler görmesi için çaba sarf eder. Buna karşılık çocuklardan da anne babalarına itaatsizlik etmemeleri, onlara iyi davranmaları beklenir. “Birru’l-vâlideyn” yani anne ve babaya iyilik konusu, geleneğimizde o kadar yer etmiştir ki bu konuda azımsanmayacak bir literatür dahi oluşmuştur. Anne babaya iyilik ve itaat, “öf” bile demeyecek kadar onlara iyi davranmaktır ki bu sınır da Kur’an’da belirlenmiştir (İsrâ, 17/23). Resulüllah’ın (s.a.s.) sözlerinde de Allah’a (c.c.) en sevimli gelen şeyin önce vaktinde kılınan namaz, sonra da anne babaya iyilik yapmak olduğu ifade edilmektedir (Buhârî, Cihad, 1).

Din, çocuğa bu sorumluluğu yüklerken anne babaya da evlatları arasında adil olmayı emretmektedir. Anne ve babanın kendi çocukları için yaptıkları fedakârlıklar, onlar arasında adaletli davranmaları yüce Allah’ı da memnun eder ve Allah da onları ahirette nimetlendirir. Bunun en güzel örneği Resulüllah’ın sözlerindedir. Hz. Aişe (r.anhâ) kendisinden yiyecek istemeye gelen fakir bir kadını anlatır rahmet peygamberine. Kadının yanında iki tane de kızı vardır. Hz. Aişe’de ise verecek bir tek hurmadan başka bir şey yoktur. Kadın bu hurmayı alıp iki evladı arasında bölüştürmüştür. Kendisi hiç yemeden geri dönmüştür. Resulüllah Hz. Aişe’ye, kadının bu yaptığının ona cehennem ateşine karşı siper olacağının müjdesini vermiştir (Buhârî, Zekat, 10).

Aile içinde adil olmak adaletin en önemli boyutlarından biridir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) aile içerisinde adalet prensibine bağlı kaldığını ve adil olunmasını teşvik ettiğini anlatan pek çok örnek bulmak mümkündür. Rivayet edildiğine göre bir defasında Peygamber Efendimiz’den hem Hz. Hasan, hem de Hz. Hüseyin süt istemiştir. Peygamber Efendimiz sütü önce Hz. Hasan’a verince Hz. Fatıma “Ya Resulallah Hasan’ı daha mı çok seviyorsun?” diye sormuştur. Peygamber Efendimizin cevabı bu husustaki hassasiyetini gösterecektir: “Hayır, fakat önce o istedi.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II/176)

Ailede adil olmak, aile içindeki her ferde sorumlulukta, ödülde ve kadir kıymette hak ettiklerini vermek anlamına gelir. Anne baba, çocukların şahsiyetlerini ve haklarını korumalı onların biri diğerine üstün tutulmamalıdır. Nebevi yöntem bize doğru yolu göstermektedir. Hadiste evlatlar arasında öpücüğe varıncaya kadar adil olmak ilkesi mevcuttur. Bir evlada yapılan iyilik diğerine de yapılmalıdır. Eğer evlatların biri diğerine üstün tutulursa diğer kardeşte kıskançlık duygusu gelişecek, haset tedavi edilemez yaralar açacaktır.

“Hepiniz birer çobansınız/sorumlusunuz ve hepiniz yönettiklerinizden mesulsünüz. Devlet başkanı bir sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Evin beyi bir sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Evin hanımı da bir sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür. Köle de efendisinin malı üzerinde bir sorumludur ve yönettiklerinden mesuldür.” (Buhârî, Cuma, 10)

Ebru ADIYAMAN

 

BEĞEN