ÇOCUK EĞİTİMİ VE YALAN

210

Çocuklarımız bizim geleceğimiz, yarınlarımızı emanet edeceğimiz umutlarımızdır. Onların şahsiyet kazanmaları, millî ve manevi değerlerini korumaları için bilhassa eğitimlerine dikkat etmek ebeveynlerin sorumlulukları arasındadır. Nitekim Hz. Peygamber’in (s.a.s.) “Hiçbir anne-baba çocuğuna güzel edepten daha değerli bir şey bırakmamıştır” (Tirmizî, Birr ve Sıla, 33) hadis-i şerifi ailelere mürebbi olan sözleridir.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) çocuk terbiyesi ile alakalı sözlerinde hayati öneme sahip hususlara işaret etmiştir. Sevgi ve şefkat temelli bir ilgi üzerine bina edilen eğitimdeki nebevî metot hayat kaynağı olan çocuklarımıza adeta ab-ı hayat olmaktadır. Hadis-i şeriflerde bu taze fidanların yetiştirilmesinde fıtratlarını koruyacak prensiplere mutlaka önem verilmesi ikazında bulunulmuştur. Zira çocuğun varoluşuna saygı ile yoğrulan derin bir sevgi, güven vermekle taçlandığında çocuk eğitime açık hâle gelmiş olmaktadır.

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) çocukların eğitimine dair şu hadis-i şerifi oldukça manidardır: Abdullah b. Amir anlatıyor: “Bir gün Resulüllah (s.a.s.) bizim evimizde otururken annem ‘Gel, sana bir şey vereceğim!’ diye beni çağırdı. Resulüllah (s.a.s.) anneme ‘Ona ne vermeyi düşünüyorsun?’ diye sordu. Annem de ‘Hurma vereceğim’ dedi. Bunun üzerine Resulüllah (s.a.s.) ‘Aman dikkat et! Eğer ona bir şey vermemiş olsaydın, senin için bir yalan yazılacaktı’ buyurdu” (Ebû Davûd, Edeb, 80). Peygamber Efendimiz (s.a.s.) burada önemli bir uyarıda bulunarak anne-babaların yapmayacakları şeyleri çocuklarına vadetmemelerini söylüyor. Öyle ki Kâinatın Efendisi hem ashabının eğitimini hem de onlardan gelecek nesillerin eğitimini amaçlıyor. Yani bu öğüt hem ana-babaların yalan söyleme gibi bir günahı işlemelerini hem de bu yanlışın çocuklar tarafından görülüp menfi bir örnekliğe sebep olmasını engelliyor.

Yalan söylemek, bir kimsenin gerçeği saklayıp bildiğinin aksini söylemesidir ki; hem çok çirkin bir huy hem de dinimizce haram kılınıp şiddetle yasaklanmış bir ameldir. Yalan söylemeyi alışkanlık hâline getirmek ruhsal bir hastalıktır. Çocuklar küçüklükten itibaren doğru sözlülüğe alıştırılmalı ve yalanın doğuracağı zararlar kendilerine anlatılmalıdır. Hatta her durumda ve sonuçları her ne olursa olsun doğru sözlü olmak öğütlenmelidir. Çocukları doğru değerlerle yetiştirmek için her şeyden önce büyüklerin iyi birer örnek olması gerekmektedir. Çocukların gözünde her yaptıkları doğru kabul edilen anne babaların iyi birer rol model olmaları durumunda çocuklar da doğru sözlü olacak ve yalandan sakınacaktır. Nitekim bilinmelidir ki çocukların kişilikleri büyüklerin yapıp etmelerinin kodları üzerine bina edilmektedir.

Çocuklar emir verme, tembihleme veya cezalandırma yöntemlerinden çok örnek olma yoluyla eğitilir. Hadiste geçtiği üzere anne-baba doğru sözlü olduğu takdirde çocuk da doğruluğu, dürüstlüğü öğrenecektir. Aksi hâlde yalan söylemeyi normal kabul edecek ve ne yazık ki alışkanlık hâline getirecektir. Dolayısıyla çocuğa bir şey verme vaadiyle yanına çağırmak ve aksini yapmak masum bir şaka gibi görülmemelidir. Çocuklar gelecek nesilleri emanet edeceğimiz yarınlarımızdır. Anne babaların evlatlarına eksiksiz teslim etmeleri gereken hakların başında güzel bir terbiye ve eğitim gelmektedir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) “Çocuğunun senin üzerinde hakkı var.” (Müslim, Sıyâm, 183) uyarısınca çocukların ruhsal, bedensel, ahlaki ve kültürel gelişimleri anne-baba üzerine bir borçtur.

İslam dini doğruluğa, dürüstlüğe ve hakkı söylemeye büyük önem vermiştir. Müslüman’ın ahlaki erdemlerinin en başında doğruluk gelir; çünkü doğruluk hidayetin cevheri, ahlakın özüdür. Doğruluk iyiliği, yalan ise kötülüğü getirir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) “Doğruluktan ayrılmayın. Çünkü doğruluk insanı birre (iyiliğe), o da sizi cennete iletir. Kişi devamlı doğru söyler ve doğruluktan ayrılmazsa Allah katında sıddıklardan (doğrulardan) yazılır. Yalandan sakının. Çünkü yalan insanı kötülüğe, o da cehenneme iletir. Kişi durmadan yalan söyler ve yalan peşinde koşarsa Allah katında yalancılardan yazılır.” buyurmuştur (Buhârî, Edeb, 69).

Tarih boyunca İslam kültür ve medeniyeti güvenilirliğin en önemli ölçüsünün doğruluk olduğunu göstermiştir. İslam toplumunun evlatları sadakat ve dürüstlüğün müminin sıfatları olması hasebiyle hayatın her veçhesini mezkûr sıfatlarla donatmıştır. Muhtemeldir ki doğruluğun ve dürüstlüğün mayası tuttuğunda özgüven meydana gelmiştir. Doğruluk ve dürüstlük temelli bir öz güven ise huzurun, adaletin ve refahın teminatı olan güçlü toplumlar meydana getirmiştir.

Arş. Gör. Ayşe Sağlam

BEĞEN