ÇOCUK VE OYUN

35

Çocuk ve Oyun

 

Çocukluk yıllarımıza doğru zihinsel bir seyahate çıktığımızda ilk hatırımıza gelen, o dönemde oynadığımız oyunlar ve oyun arkadaşlarımız olur. Ve yine çocukluğunu doyasıya yaşayanlar dediğimizde ise hayatının o yıllarında gönlünce oyun oynayan ve bu konuda engellenmeyen çocuklar gelir hayalimize. Çünkü elinden oyunu alınmış bir çocuk, gelişimi yarım kalmış bir çocuktur.

Oyun; çocuğu eğiten, eğlendiren hayati bir unsur, aynı zamanda onun gelişiminin vazgeçilmez bir parçasıdır. Montaigne’nin dediği gibi, “çocukların en gerçek uğraşları”dır. Bir ayağı hayal, bir ayağı gerçek olan oyuna hayatın bir simülasyonu gözüyle de bakabiliriz. Çünkü çocukluk neşesinin katığı olan oyun, çocuğu en yalın hâliyle içine çekip, değiştirip dönüştürerek hayata hazırlar.

Biz yetişkinler için vakit geçirmek ve eğlenmek amacı taşısa da çocuk için oyun temel bir gereksinimdir. Garry Landreth, “Kuşlar uçar, balıklar yüzer, çocuklar oyun oynar.” diyerek oyunun çocuk gelişimi için fıtri bir ihtiyaç olduğunu ifade eder. Gazali ise çocuğun eğitiminde oyunun önemli bir yeri olduğunu söyler. Ona göre oyun, çocuğu dinlendirir, onun belleğini yeniler ve öğrenme gücünü arttırır.

Çocuk, hayata karşı merak duygusunu oyun üzerinden doyurmaya çalışır.

Merak duygusuysa çocuğu geliştiren bir durumdur. Oyun sayesinde çocuk, hayatı prova ederek kendisine göre yeni çıkarımlar oluşturur. Böylece hiç kimsenin ona öğretemeyeceği şeyleri, oyun içerisinde deneyimleyerek öğrenir ve üretkenlik yönünü geliştirir. Birikmiş enerjisini imkânı bulur.

Oyun; çocuğun bedensel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimlerine de katkı sağlar.

Koşması, atlaması, zıplaması, el, kol ve bacak kaslarının çalışması bedensel gelişimini destekler ve ona çeviklik kazandırır. Çocuk, oyunla araştırma ve plan yaparak birtakım hipotezleri ve taktikleri dener. Böylece oyun, çocuğun öğrenimini kamçılayan zihinsel bir süreç olur. Oyuna çocuğun zihinsel antrenmanı da diyebiliriz. Oyun, aynı zamanda, çocukların birbirleriyle tanışıp kaynaşmalarını sağlayan ortak bir iletişim dilidir. Çocuk, oyun kanalı ile iş birliği yapma, kurallara uyma, paylaşma, başkalarının hakkına saygı gösterme ve yardımlaşma gibi sosyal becerileri öğrenir.

Oyunun terapötik ve iyileştirici bir yönü de vardır.

Çocuklar, yaşadıkları ruhsal sıkıntıları genelde davranış dili ile ifade ederler. Bizlere hâl diliyle “Dikkat, benim bir sorunum var!” mesajı verirler. Burada alanında uzman kişiler, oyun terapisi tekniği ile kelimelerin yerini tutan oyuncak ve sembolleri kullanarak çocuğun dünyasına girerler. Yine çocuk, oyun vasıtasıyla kaybetme ve kazanma duygularını öğrenip duygusal olarak gelişir.

Asuman DÜZGÜN

BEĞEN