DEĞİŞEN ALGILAR VE MAHREMİYET BİLİNCİ

122

     Mahremiyet kavramı, kendi sınırlarını korumak ve insanlar arasındaki sınırlara riayet etmek olarak tanımlanmakta. Mahremiyetin sınırları kültürden kültüre ve toplumdan topluma değişiklik göstermektedir. Ancak mahremiyet konusunda İslam dini, söz konusu sınırları kişilerin ve toplumların anlayışına bırakmamış; bizzat Cenab-ı Hak bu sınırları belirlemiştir. İnsanı var eden Yaratıcı, onun mahrem alanını da tayin etmiş, koruyucu ilkeler vazetmiş ve korunmasını istemiştir.

Mahremiyet Bilinci ve Beden Mahremiyeti

     İslam dininin mahremiyet anlayışı insanlık ailesinin şerefli ve onurlu bir ferdi olarak yaratılan insanın saygınlığını korumayı amaçlamaktadır. Bu insanın beden, mekân ve bilgi mahremiyetinin korunmasıyla mümkün olur.

     Mahremiyet bilincinin geliştirilmesinde bedenin bireye ait özel bir alan olduğu ve bu özel alanın korunması gerektiği anlayışı önem arz etmektedir. Aile içerisinde erken çocukluk döneminden itibaren mahremiyet eğitimine gereken hassasiyet gösterilmeli. Ebeveynlerin kendi beden mahremiyetine dikkat ettikleri kadar çocuklarının da beden mahremiyetine saygı göstermeleri mahremiyet eğitiminin özünü teşkil eder.

     İslam anlayışında beden Allah Teâla’nın bizlere verdiği bir nimettir. Bu emanetin korunması ve zayi edilmemesi insanın sorumluluğundadır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) “Bedeninin senin üzerinde hakkı var.” (Müslim, Sıyam 182) buyururken bedenimizle ilgili korumamız gereken söz konusu sınırlara ve sorumluluklarımıza işaret etmektedir. Beden mahremiyetinin bir yönü de bedenin örtülmesi ile ilgilidir. Ayet-i kerimede (A’râf, 7/26)  örtünmek mahremiyetin bir gereği olarak ifade edilirken diğer yandan takva elbisesine bürünmek öğütlenmektedir.

     Kişi kendi bedenini koruduğu gibi başkalarının da beden mahremiyetine saygı göstermeli. Bu konuda Yüce Allah, mümin erkek ve kadınları bakışlarını kontrol etmeleri ve başkalarının mahremiyetini ihlal edecek şekilde bakmamaları hususunda uyarmaktadır (Nûr, 24/30-31).

Evlerin Korunması: Mekân Mahremiyeti

     En mahrem mekânlar olarak kabul edilen evlerin, sosyal medya marifetiyle başkalarının gözetimine açılmalarını mahremiyetin tükenişe doğru gittiğini ortaya koyan göstergeler olarak okuyabiliriz. Evlerin kapılarının kilitli, perdelerinin sıkıca örtülü olduğu zamanlardan, insanların hem kendi özel alanlarını paylaşmakta hem de hiç tanımadıkları kimselerin evlerine girmekte sakınca görmedikleri zamanlara geldik. Hâlbuki en mahrem yerler olan evlere girmenin de bir adabı vardır. Kur’an, bizlere evlere girerken izin alınması gerektiğini buyurarak mekân mahremiyeti konusundaki en temel ölçüyü koymuştur (Nûr, 24/28).

     Aile içerisinde mekân mahremiyeti bilincinin yerleştirilmesinde ebeveynlerin ev içinde herkesin odasının özel alanı olduğu anlayışına göre hareket etmeleri önem arz eden bir konudur. Ebeveynlerinin odalarına girerken izin istemeleri gerektiği çocuklara izah edilmelidir. Ebeveynlerin de çocuklarının odasına girerken izin isteyerek “özel alan” vurgusunu benimsetmeleri gerekir.

Bilginin Korunması: Bilgi Mahremiyeti

     Bilgi mahremiyeti, paylaşımı istenmeyen her türlü özel bilginin istek dışı elde edilmesi ve ifşa edilmesinden korunmasıdır. Mahrem bilgilerimizin izinsiz elde edilmesi ve paylaşılması bilgi mahremiyetinin ihlali anlamına gelir.

     Dinimiz başkalarının özel hâllerinin araştırılmasını yasaklayarak (Hucurât, 49/12) bu konuda mahremiyet ihlallerinin önüne geçmek istemiştir. Bir kimsenin özel hayatını ve durumlarını merak etme, rızası dışında gizlice araştırma soruşturma anlamına gelen tecessüs, İslam dininde yasaklanmıştır. Dinimiz, gizli ve özel konuşmaların dinlenilmesini veya orada bulunan küçüklerden soruşturulup öğrenilmeye çalışılmasını haram saymıştır.

     Kişiye ait bilgi, resim, görüntü vb. her türlü verinin hangi mecrada olursa olsun paylaşılması ve yayılması, kişilik haklarının ihlali anlamına gelir. İslam dini, kişinin yaşam hakkını koruma altına aldığı gibi onur ve kişiliğinin korunmasını da güvence altına almıştır. İnsan onur ve saygınlığının korunmasını temel insan haklarından biri olarak kabul etmiştir.

 

Lamia LEVENT ABUL

BEĞEN