İSLAM TOPLUMUNDA HAYATA YÖN VEREN MEKÂNLAR CAMİLER

1866

Hayatın merkezi olarak camiler

    Allah için secde edilen, yalnızca O’na dua ve ibadet edilen, (Cin, 72/18.) özel mekânlar olan cami ve mescitler, bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından “Şehirlerin Allah’a en sevimli mekânları,” (Müslim, Mesacid, 288.) ve “Allah’ın evleri” olarak anılmıştır (Müslim, Mesacid, 282.).

    Hz. Peygamber (s.a.s.), zamanında mescitler ibadet fonksiyonlarının yanında dinî ve idari işlerin, devlet yönetimiyle ilgili meselelerin, askerî ve diplomatik görüşmelerin ve eğitim faaliyetlerinin merkezi olarak görülmüştür. Camiler, insanların hayatını ve şehirlerin kurulmasını tanzim eden mekânlar olma özelliğini muhafaza etmiştir.

Eğitim ve irşad merkezi olarak camiler

    Hz. Peygamber’in (s.a.s.), bir gün mescide girdiğinde cemaatin bir kısmını dua ve zikirle, diğer bir kısmını ilimle meşgul hâlde görüp, “Ben muallim olarak gönderildim.” diyerek ilimle meşgul olanların yanına oturması, (İbn Mace, Mukaddime, 17.) camilerin asli fonksiyonu olan ibadetin yanında eğitim açısından da önemli merkezler olduğunu göstermektedir.

    Allah’a kulluk görevinde bütün insanları bir kabul eden İslam dini, camideki eğitim faaliyetlerini sadece erkeklere hasretmemiştir. Kadınlar için de Mescid-i Nebevi’de ayrı bir gün ve ayrı bir yer tahsis eden Hz. Peygamber (s.a.s.), “Allah’ın kadın kullarının Allah’ın mescitlerine gelmelerine engel olmayın.” (Müslim, Salat, 135.) buyurarak mescide gelmek isteyen kadınlara mâni olunmamasını istemiş, mescidin bir kapısını onlara tahsis etmiştir. (Ebu Davud, Salat, 17.)

    Mescid-i Nebevi zamanla öylesine büyük bir eğitim yuvasına dönüşmüştür ki burada yetişenler dünyanın dört bir köşesine ilim ve hikmeti hak ve adaleti taşımıştır. İslam tarihine yön vermiş ilim ve bilim adamları, müçtehid imamlar da camilerde ders halkalarında yetişmiştir. Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafi, Ahmed b. Hanbel ve İbn Rüşd gibi birçok âlim de camilerde hem ilim öğrenmiş hem de ilim öğretmişlerdir. İslam medeniyetini Avrupa kıtasına taşıyan Endülüs camileri, özellikle Kurtuba ve Gırnata camileri zamanın önemli ilim merkezleri arasında yerini almıştır.

Sosyal ve kültürel hayatın merkezi olarak camiler

    Cami ve mescitler hayat mektepleridir. İstiklal ve istikbalimizde en önemli motivasyon kaynağımızdır. Mihrapları, tek yürek yekvücut olmamızın sembolüdür. Minberleri ve kürsüleri; imanın, ibadetin ve güzel ahlakın sesidir.

    Camilerimizin toplumsal hayata yön verme fonksiyonu bunlarla sınırlı olmayıp yetim öksüz ve kimsesizlerin toplumsal hayatla bağlarının kuvvetlenmesi için cami merkezli hizmetler yürütülmektedir.

    Birçok ilimizde merkezî camilerimizin müştemilatında; “iyilik çarşısı”, “hayır çarşısı” ve “sosyal marketlerimiz” giyim, gıda ve kırtasiye alanında ihtiyaç sahibi kardeşlerimizin umudu olmaktadır. Bu ve benzeri birçok sosyal ve kültürel içerikli faaliyetlerle camilerimiz, toplumsal hayatımıza yön vermektedir.

    Tüm bu fonksiyonları sebebiyle cami ve mescitlerin maddi ve manevi imarı, dinimizce Allah’a ve ahirete imanın bir göstergesi, kıymetli bir amel olarak kabul edilmektedir. (Tevbe, 9/18.) Fiziki imarın yanında asıl ve kalıcı imarın, insanları ve toplumu Kur’an ve sünnetle mamur kılmaktır. Birlik ve beraberliği sağlamlaştırmaktır. İslam kardeşliğini pekiştirmektir. Onu; dinî, sosyal ve kültürel alanlarda insanların hayatını tanzim edecek hâle getirmektir.

    Netice itibarıyla her bir mescidimiz ve camimiz, müminlerin önce Rabbiyle, sonra kendisiyle, nihayetinde ailesi ve yaşadığı toplumla bağını güçlendirdiği yegâne yerlerdir. Böylece müminler camileri, camiler de ümmeti inşa etmektedir.

 

Şaban KONDİ