KARDEŞLİĞİ BİTİREN HASET

279

            İnsan olma serüveni ilk insan Âdem (a.s.) ile başladı. Aceleciydi, hırslıydı, cimriydi bir yandan, diğer yandan sabırlıydı, müşfikti, yardımseverdi… Aklı ile hakikati bulması, iradesi ile doğruyu yapması idi ondan beklenen. Bu özgürlük, hayra alamet değildi; kan dökmeleri, kavga ve kargaşa çıkarmaları muhtemeldi bu cinsin. Melekler itiraz ettiler yüce Allah’a. Ancak Allah onların bu itirazına bilgisizliklerini hatırlatarak cevap verdi. “Ben, sizin bilmediğinizi bilenim.” dedi (Bakara, 2/30).

            İblis ise cinlerdendi ve Âdem’e secde edilmesi emrineydi onun itirazı. Çünkü İblis, yaratılışı itibarıyla kendisini Âdem’den üstün görmekteydi. Bu itirazın arkasında irade sahibi varlıklara özgü habis bir duygu gizliydi. Hasetti adı. Şeytan, hasedinin esiri olup Yüce Yaradan’ın emrine itirazla başkaldırdığı için hem cennetten kovulmuş hem ebedî lanete uğramış hem de insanoğluna amansız bir düşmana dönüşmüştü (Hicr, 15/28-33).

            Hasedin girdiği yerde düzenler bozulur, kavgalar çıkar. Aynı annenin karnında, aynı babanın sofrasında can cana büyüyen kardeşler arasına haset girdi mi tüm merhamet bağları bir bir kopar, sıla-i rahim görülmez olur.

            Din kardeşlerinin arasına sızdığında da sonuç benzer şekilde cereyan eder. Birbirinin malına, evladına, makamına bakarak içlerinde haset büyütenler, din kardeşliğinin gücünden de mahrum kalırlar. Kopan kardeşliktir, sıla-i rahimdir ancak ödenecek bedel, tüm ailenin ve tüm ümmetindir.

            Kardeşliği tahrip ettiği gibi kulun Rabbiyle ilişkisini de zedeler haset. Çünkü haset eden şükrü de unutur. Başkalarının elindeki ile ilgilenmekten kendi elindekileri görmez, fark edemez. Verenin hükmüne rıza göstermedikçe de şükredecek bir şey bulamaz olur. Hep fazlasında hep başkasına ait olandadır gözü.

            İlla bir yarış içine girecekse insanoğlu, Rabbine yakınlaşmakta olmalıdır onun yarışı. Böyle kimseye ise haset edilmez ancak imrenilir; hayranlıkla, takdirle bakılır hâline ve örnek alınır.

           Allah’ın ayetinde buyurduğu gibi: “İlahi lütufların sevincini yüzlerinden okursun. Onlara mühürlenmiş, mührü de misk olan nefis bir içecek sunulur. Yarışanlar, işte bunlar için yarışsınlar.” (Mutaffifîn, 83/23-26)

         Kulluğa ve kardeşliğe düşman olan haset, sahibine neler yapmaz.

        Tecessüs, dedikodu ve nefret üreten hasetten ne beklenir ki zira. Başkalarını takip etmek, sevinçlerine üzülmek sonu hiç gelmeyen bir azaptır. En büyük zararı kendisinedir haset kişinin. Zehirli bir yılan gibi insanın içini kemirip onu zehirler  insanı parçalamak için yaklaşan bir aslandan daha da tehlikeli olup sahibine zarar verir. Öyle ki haset eden kendi faydasını bile göremez olur.

           Hasede yegâne ilaç, sahibinin elindedir. Ancak kişi, kendisine hâkim olup terbiye ve tedavi edebilir ruhunu. İçindeki fena hâli önce fark ederek sonra “Allah’ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri iç çekerek arzu etmeyin.” (Nisâ, 4/32) ilahi emrini hatırlatarak kendine, arınabilir hasetten. Ve hasetçinin şerrinden nasıl âlemlerin Rabbine sığınıyorsa yüreğinde zehirli bir sarmaşık gibi filiz vermeye başlayan haset için de yüce Allah’tan yardım isteyebilir.

          “Yarattığı şeylerden gelebilecek kötülükten, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” (Felak, 113/1-5)

Dr. Fatma BAYRAKTAR KARAHAN

 

BEĞEN