KOMŞU AYNADIR EKSİK OLMASIN

183

       Komşuluğun sınırları ve tanımı, zamana ve mekâna bağlı olarak değişim gösterir. Bugünkü şehir ve mimari, komşuluğun tanımını ve mahiyetini tümden değiştirdi. Héléne L’Heuillet, komşuluk bağının yatay bir bağ olduğunu söyler (H. L’Heuillet, Komşuluk/İnsanın Birlikte Varoluşu Üzerine Düşünceler, Çev.: Adem Beyaz, YKY, 2019, İstanbul, s. 19). Yatay bağda dostluk ilişkileri korunur, birliktelik devam eder, hiyerarşiye ise yer yoktur. Dikey bağda komşuların gelir durumları, statüleri, ideolojileri, giyim kuşam ve hayat tarzları komşuluk ilişkilerinin kurulmasında önceliklidir. Dikey bağın benimsediği hayat tarzında yardım, paylaşma, dertleşme gibi insani konularda bile kişi kendi klasmanına göre hareket eder. Söz gelimi kendi hayat standartlarına uygun olan komşusuna yardım eder. Dikey mimari, çok komşusu olan ama aslında hiç komşusu olmayan kitleleri var eder. Bu komşuluk biçiminde fiziksel olarak yakınlık olsa da sevgi, acı, sevinç, kardeşlik, yârenlik, dayanışma, maddi veya manevi ihtiyaçlarını paylaşma gibi yakınlıklar söz konusu değildir. İnsanlar birbirleriyle yan yana duracak, birbirine değecek, birbirini görecek kadar yakındır ama ruhen birbirinden uzaktır.

     İnsanlığımız kendimize ve başkasına duyduğumuz sorumluluk duygusunda belli olur. Komşuluk hukukuna riayet edenler için komşuluğun külfeti aralarındaki ülfete mani değildir. İnsanları birbirine yakınlaştıran, ısındıran birlikte yaşadıkları tecrübelerdir.

    Komşu aynadır; başkasını görmeyi sağladığı gibi başkasında kendimizi görmeyi kolaylaştırır.

    Bir insanın yaşadığı acı ve sıkıntıya içtenlikle iştirak etmek, ona hissedar olmak bizi olgunlaştırır. Bu anlamda komşuluk evin dışında değil, evin içinde yaşanan bir hâldir. Komşuluk en yakınından başlama bilincini diri tutar. Komşu uzakta olana feda edilemez ama insan elinin erdiği, sözünün değdiği yere ulaşmak zorundadır. Bir kimsenin dünyasına nüfuz edebilmek onunla kurulan bir ilişkiyi zorunlu kılar. Bir duygu paylaşımı olmaksızın birinin dünyasına girilemez. Başkasıyla birlikte ruh dünyamız genişler, güzelleşir. Kendinden başkasını güzel bulmayan narsizmin girdabına düşer ve her şeyi kendine hak görerek ruhunu sakatlar. Komşuluk, kendimiz dışındaki insanların varlığını dışardan bir gözle değil, içerden bir gözle kavramaktır. Nuri Pakdil, sabahları çekiç sesiyle rahatsızlık veren komşusundan muzdariptir. Belki incinebilir endişesiyle komşusunun yüzüne rahatsızlık verdiğini söylemekten çekinir ve bir not yazıp mektup kutusuna bırakmaya karar verir: “Saygıdeğer bayım. –Zaman zaman, -cumartesi, pazarları- bu çekiç sesleriniz, çok tâciz edici biçimde aşağıya geliyor. Durumu dikkatinize ve hoşgörünüze sunarım. İçtenlikli selamlarımla. (Nuri Pakdil, Edebiyat Kulesi, s. 34). Bu incelikli davranış komşuluk hukukunu ve komşuyla muhataplığın gerektirdiği üsluba muhteşem bir örneklik teşkil eder. Komşuluk etmek, kendine özgü insani bir dili yakalamayı zorunlu kılar.

    Komşuluk kavramı, zamana ve mekâna göre yeni formlar/biçimler/anlamlar kazanır. İş yerinde birlikte çalıştığımız insanlar yahut yan veya karşı odadakiler komşularımızdır. Okuduğumuz bir roman, aynı duyguları paylaştığımız ya da düşüncelerine karşı çıktığımız bir yazar bir süreliğine bize komşu olur. Bazen bizi anlayan uzağımızdaki biri, bize en yakın komşu olur. İnsan, bazen hiçbir mekâna sığamaz, kendini hiçbir yere ait hissetmez. Böyle zamanlarda muhayyel komşuları olur insanın. Muhayyel komşularla vakit geçirmek insanı yalnızlığa sevk eder. Bu yalnızlık, insanın kendi içinde yürüyüşe çıkmasıdır. Bu yalnızlıktan dönen eskisi gibi olamaz. Bakışı eskisinden daha hassas, daha insancadır.

     Yaşar Kemal, Kuşlar da Gitti romanında insan manevi derinliğinin kayboluşundan, insanlığın unutuluşundan şikâyet eder. İnsanın manevi derinliğine/özüne onu kazıyarak ulaşabiliriz. Ne ki hiçbirimizin bir başkasının içsel derinliğini çözmeye, anlamaya vakti yok artık. Bütün vakitler kendimize ayarlı, bütün saatler kendi işlerimize göre kurulu. Böyle yaşanan bir hayatta kendimize ve başkasına yer var mıdır? Komşuluk bu hayatın neresindedir?

 

Hatice Ebrar AKBULUT

BEĞEN