ADİL BİR HÜKÜMDAR VE PEYGAMBER HZ. DAVUT

146

Hz. Davut, İshak’ın (a.s.) soyundandı. Yaşadığı yer Filistin topraklarıydı. (İbn Sa’d, Tabakat, I, 54.) İbranicede “Davut”, “en çok sevilen kişi”, “göz bebeği” anlamına gelirdi. Onun ismi Kur’an-ı Kerim’de on altı defa zikredildi. İsrailoğullarına peygamber olarak gönderildi. (DİA, Davut, IX, 21, 22.) Kendisine dört büyük kitaptan biri olan Zebur indirildi. (Nisa, 4/163.)

Talut’un vefatından sonra Davut (a.s.) onun yerine geçti. İsrailoğullarının başına hükümdar oldu. O, hükümdarlık ve nübüvveti şahsında birleştiren ilk peygamberdi. (Kurtubi, Cami’ul ahkâm’ul Kur’an, IV, 249.) Hz. Davut, adaletli bir yöneticiydi. Yüce Allah, Davut’un (a.s.) hükümdarlığını güçlendirdi, ona “hikmet” ve “fasl-ı hitap” (hakkı batıldan ayırma yeteneği) verdi. (Sad, 38/20.) O, yönetimde, yargıda ve hükûmet işlerinde adaletle hareket ederdi. Halkın şikâyetlerini bizzat dinler, çözüme kavuşturmak için titizlik gösterirdi.

Yargılama sırasında konuyu iyice kavrar, adalete uygun isabetli hükümler verirdi. (Kur’an Yolu, IV, 573-574.) Yüce Allah, Davut’u (a.s.) bu hususta imtihan etti. Kur’an-ı Kerim’de o hadiseden şöyle bahsedildi: “Davalaşanlara dair bilgi sana ulaştı mı? Bu adamlar mabedin duvarına tırmanıp Davut’un yanına girmişlerdi. Davut onları görünce telaşlanmıştı. ‘Korkma!’ dediler, ‘Birimizin diğerini haksızlık etmekle suçladığı iki davacıyız biz. Aramızda adil bir hüküm ver; doğruluktan sapma, bize de doğru yolu göster.’” (Sad, 38/21-22.) dediler. Onlardan biri şikâyetini şöyle arz etti: “Şu adam benim kardeşim. Onun doksan dokuz koyunu, benim ise bir tek koyunum var. Buna rağmen ‘Onu da bana ver.’ dedi ve bu tartışmada bana baskın çıktı.” “Davut şöyle dedi: Senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle doğrusu sana karşı haksızlık etmiştir. Zaten aralarında ortaklık ilişkileri bulunanların çoğu birbirine haksızlık ederler; yalnız iman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapmakta olanlar böyle değildir; ama onlar da o kadar az ki!” (Sad, 38/23-24.) O, böyle der demez irkildi. İki davacı da kaybolu vermişti. Demek ki onlar insan şeklinde gelen iki melekti. Davut (a.s.), bunun bir sınav olduğunu hemen fark etti. Hatasından pişmanlık duyarak Allah’a yöneldi, af diledi. Cenab-ı Hak da onu bağışladı (Sad, 38/25.) ve şöyle ikaz etti: “Ey Davut! Biz seni yeryüzünde halife yaptık, onun için insanlar arasında adaletle hükmet; nefsin isteklerine uyma, sonra seni Allah yolundan saptırır. Kuşkusuz, Allah yolundan sapanlara, hesap verme gününü unutmaları yüzünden çok ağır bir azap vardır.” (Sad, 38/26.)

Davut (a.s.), iki davacıdan sadece birini dinleyerek aceleyle karar vermişti. Dolayısıyla yanlış hükmetmişti. Oysa bir meselede her iki taraf dinlenildiği takdirde olayın yönü değişebilirdi. Haklı zannedilen haksız olabilirdi. Haksız görülen de haklı çıkabilirdi. Adil bir hükümdar ve peygamber nezdinde bu kıssanın anlatılmasının hikmeti neydi? Öncelikle yöneticilere ve tüm kullara “Adil olun!” emriydi.

Adalet, her hak sahibine hakkını vermektir. Nefsî ve keyfî davranmaktan, zulmetmekten sakınmaktır. Bir meselede her iki tarafı da dinleyerek adaletle hüküm vermektir. Aksi takdirde tek taraflı dinlemek, dinlenilmeyen kişinin hakkını gasbetmektir. Şüphesiz böyle bir davranış da o kişinin vebalini üstlenmektir. Oysa insan, nefsinin kışkırtmasına aldanmadan, hesap gününü unutmadan, adaletle hükmetmelidir. Aksi takdirde hataya düşecek ve imtihanı kaybedecektir.

Meryem DALĞIÇ

 

BEĞEN